2 Ağustos 2011 Salı

Bağımsız İkinci Dünya Savaşı Filmleri

Hollywood yapımı savaş filmlerinde bulunan klişelerden tahmin ediyorum ki hepimiz bıkmışızdır. Kahraman Amerikan askerleri ve beyinsiz, kötü adam rolündeki düşman askerleri. Amerikalılar, kaybettiklerinden olsa gerek sadece Vietnam'la ilgili filmlerde tarafsız kalırken, İkinci Dünya Savaşı'yla ilgili fimlerde insanı rahatsız eden bir şekilde propaganda yapar. Yalnız, İnce Kırmızı Hat ve Iwo Jima'dan Mektuplar'ı ayrı bir yere koymak istiyorum. Pasifik Cephesi'ni anlatan bu filmler oldukça tarafsızdı. Zaten bu nedenle iki film de Hollwood tarafından hakettiği değeri görmedi.


Bu yazımda Avrupa yapımı İkinci Dünya Savaşı filmlerini inceleyeceğim. Savaşa kaybedenin tarafından da bakan bu eserler, propaganda kaygısıyla çekilmeyen, olabildiğince tarafsız filmler. Sizlerle bunlardan 3 tanesini paylaşmak istiyorum. İngiliz/Batı Almanya yapımı Cross of Iron ile Alman yapımı Das Boot ve Stalingrad... Seriye Stalingrad ile başlamak istiyorum..


STALINGRAD



Dünya tarihinin en korkunç savaşlarından birisi Volga Nehri'nin kıyısındaki Stalingrad şehrinde yaşandı. 1942 yılında Rusya işgalinin 2. senesine giren Alman Ordusu'nun bu seferki hedefi Kafkasya'ydı. Alman Güney Ordusu'nun bir kolu Kafkaslar'a ilerlerken diğer bir kolu da Stalingrad'ı işgal edip Volga Nehri'ni geçecekti. Ancak işler beklendiği gibi gitmedi. Stalingrad şehrinde karşı karşıya gelen Almanlar ve Sovyetler burada çok kanlı bir çarpışmaya girdi. O tarihe kadar görülmemiş sokak savaşlarının yaşandığı bu şehirde her fabrika, her cadde, her ev, her oda bir savaş alanıydı. Kışın başlaması ve yiyecek kıtlığının başgöstermesiyle birlikte iki tarafa da büyük acılar yaşatan bu savaş 1943 Şubat'ında Alman 6. Ordusu'nun teslim olmasıyla sona erdi. Sovyetler tarafından kuşatılan 6. Ordu bir süre havadan uçaklarla ikmal edilmeye çalışılsa da ilerleyen zamanlarda bu imkanız hale geldi ve büyük bölümü imha edilen 6. Ordu'dan arta kalanlar Sovyetler'e teslim oldu. Yüzbinlerce Alman evlerinden binlerce kilometre uzakta, Stalin'in adını taşıyan bu şehirde ne uğruna savaştığını bilmeden hayatını kaybetti. Ele geçirilen esirlerse Sibirya'da çalışma kamplarına gönderildi ve yıllar sonra hayatta kalabilen az sayıda esir Almanya'ya dönebildi.

Stalingrad savaşıyla ilgili bu kısa bilgilendirme yazısının ardından filme geçmek istiyorum. 1993 yılında Joseph Vilsmaier tarafından çekilen Stalingrad, muhteşem bir İkinci Dünya Savaşı filmi... 1942 yazında Alman Afrika Kolordusu'ndan, Rusya Cephesi'ne gönderilen bir müfrezeye İtalya'da yeni bir teğmen katılır. Hans von Witzland ismindeki bu teğmen daha önce hiç savaşa katılmamış, inandığı değerlere bağlı, idealist, soylu bir subaydır. Bağlı olduğu birlikle beraber Rusya'nın derinliklerindeki Stalingrad şehrine varan Witzland, daha ilk günlerde Naziler'in ve savaşın gerçek yüzünü öğrenmekte gecikmez. Esirlere yapılan kötü muamele, savaşın baskısı, verilen yanlış emirler nedeniyle hayatını kaybeden askerler ve daha fazlası genç subayın bazı inançlarını derinden sarsarak savaşı sorgulamasına yol açar.




 Teğmen Witzland'ın hikayesinin yanı sıra takımda bulunan diğer askerlerin de yaşamından kesitler sunan bu çarpıcı film, Alman askerlerinin de birer insan olduğunu ve evlerinden binlerce kilometre uzaklıktaki bu topraklarda yok yere öldüklerini izleyiciye çok etkileyici şekilde aktarıyor. Özellikle son sahnesiyle insanı duygulandıran film, bittiğinde amacına ulaşmış oluyor ve izleyiciye ''neden'' sorusunu sorduruyor.



                                                    
                                                        
CROSS OF IRON


 Yönetmen Sam Peckinpah'ın 1977 yapımı filmi, savaşa Alman askerlerinin gözünden bakıyor. Stalingrad Savaşı'nın kaybedilmesinin ardından Kafkaslar'dan Kırım'a çekilen Almanlar'ın Güney Ordusu'ndaki bir tümende yaşananları anlatan filmde iki ana karakter var; Başçavuş Steiner ve Yüzbaşı Stransky...

Başçavuş Steiner, adamlarıyla birlikte çok sayıda çatışmadan sağ çıkarak ismi efsane haline gelmiş, düşman da dahil olmak üzere herkesin saygısını kazanmış bir askerdir. Öyle ki, rütbeliler dahi bu tecrübeli askere saygıda kusur etmez.

Alman halkını temsil eden Steiner'ın ve adamlarının amacı bu hengameden bir şekilde sağ çıkmaktır. Cepheye yeni gelen Yüzbaşı Stransky ise Prusya Militarizmi'nin kanlı canlı örneği olan, Doğu Prusya'nın soylu ailelerinden birine mensup ve sırf demir haç nişanı (cross of iron) kazanmak için Rusya'ya tayinini istemiş bir subaydır. Tam bir savaş kurdu olan Steiner ile savaş hakkındaki bilgisi sadece akademide öğrendiği teorilerden ibaret olan Stransky, Sovyetler'in amansız saldırılarının da etkisiyle emir-komuta konusunda sık sık ters düşer. Bana göre bu karşılaşma aslında savaşı istemeyen ve zorla savaşa itilmiş Alman Halkı ile militarist Alman Burjuvazisi'nin de bir bakıma mücadelesidir.




 İlk başta da belirttiğim gibi savaşa Almanlar'ın tarafından bakan Cross of Iron, savaş karşıtı film kategorisine sokulabilir. Cross of Iron bunun yanı sıra etkili savaş sahneleriyle ve Doğu Cephesi'ndeki gündelik yaşamı gerçekçi ve sade bir şekilde anlatmasıyla da kesinlikle izlenmesi gereken bir film.



                                                     

DAS BOOT



Alaaaarrrrmmmm! Eğer İkinci Dünya Savaşı'nda Atlantik Okyanusu'nda düşman konvoyu arayan bir Alman denizaltısında görevliyseniz bu sesi sık sık duymanız olasıydı. 1981 Wolfgang Petersen yapımı Das Boot da 1942 yılında Atlantik Okyanusu'nda görevli bir Alman denizaltısı olan U96'da yaşananları konu alıyor.

U96, ABD'den İngiltere'ye giden konvoyları batırma göreviyle o sıralarda Alman işgali altında olan Fransa'daki bir denizaltı üssünden Atlantik Okyanusu'na açılır. Gemide bir de konuk vardır; Teğmen Werner. Teğmen Werner Nazi propaganda bakanlığının kullanması için denizaltıdaki günlük yaşamı fotoğraflayacaktır.

Das Boot'da da Stalingrad'da olduğu gibi genç ve idealist bir subayın savaşın gerçek yüzünü görmesiyle birlikte Hitler'i ve onun fikirlerini sorgulamaya başlaması anlatılıyor. Teğmen Werner haftalarca süren bu zorlu görev sırasında birçok olaya tanık olur ve savaşın amacını sorgulamaya başlar. Bu noktada denizaltının kaptanı olan Lehmann, genç teğmenin gerçekleri görmesine ister istemez yardımcı olur. Kaptan Nazi değildir ama buna rağmen ülkesi, denizaltısı ve en önemlisi mürettebatının hayatı için görevini layıkıyla yerine getirmeye çalışan biridir. Tek amacı denizaltısını, dolayısıyla mürettebatını sağ salim Fransa'ya getirmek olan kaptan bu uğurda yeri geldiğinde emirleri sorgulamaktan da çekinmez.





10'da 9'u bir denizaltının içinde geçen Das Boot, izleyici oldukça geriyor. Hollywood yapımı ne idüğü belirsiz denizaltı filmlerinden fersah fersah ilerde olan Das Boot, çekildiği döneme göre oldukça iyi efektlere sahip. Oscar'a 8 dalda aday olan bu filme Hollywood tabiki hiç ödül vermedi. Ancak sinemaseverlerden tam not alan Das Boot'un  IMDB notu 8.5 ve en iyi ilk 100 film listesinde bulunuyor. Kısacası Das Boot kesinlikle izlenmesi gereken bir başyapıt.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder